2 Ağustos 2015 Pazar

YOL

Yol’u yol yapan, ‘yürümek’tir.
Üzerinde yürünmeyecekse ne yolun varlığının bir amacı-anlamı vardır, ne de güzel olup olmamasının.
Yaşamak, yürümek’tir zaten.
Ve kimi yürüyüşçü varacağı son noktayı kollar, kimiyse yürümenin kendisini.

‘Hiçbir yere varmayan yol’ saçma bir söz. ‘Öyle sanılan’ olabilir en fazla ki, onu da yürümeden bilemezsin. Bu tanım, ya beklediğinden-umduğundan uzun sürdüğündendir , ya da sonunu göremeyişinden. Yol'un asıl çekiciliği tam da buradadır belki de, o 'sonu bilinmez'liğindedir. Güzel olup olmadığını da bilemezsin yürümeden. Durduğun yerden sana güzel görünenin gerçekten öyle olup olmadığı da üzerinde yürümeden anlaşılmaz.

Ve her yol, bir yere varır eninde sonunda.

‘Bu gidişin –yürüyüşün- sonu yok’ sözü de aslında ‘kötü/çirkin/istenmeyen bir yere varacak’ anlamına gelir ya, o da bir son’dur aslında. Bunun da yolun güzel olmasıyla hiç ilgisi yok zaten… Güzel bir yoldan geçip berbat bir yere varmak da olası olduğuna göre… Ya da tersi…

Hayat bu, varacağı yeri bildiğini düşündüğün yolun sonu, seni olumlu ya da olumsuz, hiç beklemediğin bir noktaya ulaştırabilir.
Vardığın her yer-her nokta da, oraya vardığın zamana ve ‘o zamandaki sen’e göre farklı anlam ve değer taşıyabilir.
Aynı yere varan bir başkasına da bambaşka görünebilir.
Yani her yol her yere varabilir, yürüyene göre.

Demem o ki dostum, ‘hiçbir yere varmayan yol’ yoktur, tam tersine, her yol birden fazla yere çıkar. Üzerinden kaç kişi yürüyüp sonuna vardıysa, o kadar çok yere.

Aslolan ‘yürümek’tir, ‘yürüyebilmek’tir.
Nereye varacağını hesaplamadan. Hesaplasa bile, her an o hesapta yanıldığını –olumlu ya da olumsuz yönde- görebilme olasılığını saklı tutarak… ..ki çoğunlukla da böyle olur.

Kaldı ki öyle ya da böyle, her varış noktası, bir başka yolun başlangıcı.

‘Yol’ dediğin aslında bütün bir hayat. Ve aslında köşende, kımıldamadan oturduğun yerde bile yol’dasın, bir çeşit yürümek’tesin.
O yüzden en iyisi yerinden doğrulup yürümek, yürümekte olduğunun bilincine vararak.

Peki, o yürüdüğün yol güzel mi? Niye?

Örneğin yemyeşil bir ormanın içinden geçen bir yol birine göre çok güzel, temiz, tam yürünesi bir yol olabilir. Oysa bir başkası için hiç de öyle değildir. Eğer börtü-böcekten, vahşi hayvanlardan ödü patlayan biri ise yürüyen, onun için bir kâbustur aynı yol.
Ve o korkan kişi ayaklarının ucuna basarak sessizce yürürken sen büyük bir rahatlıkla, içtiğin suyun boş şişesini-yediğin sandviçin kâğıdını sağa-sola atarak ardında giderek kirlenen ve çirkinleşen bir yol bırakıyor da olabilirsin.
Yanında yürüyen ya da arkandan gelecek olan için hiç de o kadar güzel değildir o yol artık.

Demek ki her şey sana, bakışına, yürüyüşüne bağlı. Çünkü yolu yol yapan da, güzelleştiren de, güzel kalmasını sağlayan da üzerinde yürünmesidir, nasıl yüründüğüdür, yürüyendir. Varacağı ya da varmayacağı hiçbir şey/yer, yolu değiştirmez.

Belki de şöyle denebilir:
Bizim başında durarak ya da bir fotoğrafına bakarak ‘güzel’ dediğimiz her yol, güzelliğini üzerinde yürünsün diye açılmış bir yol olmasından alıyor.
Sonuçta varmak ya da var(a)mamak yolun değil, yürüyenin konusu.
O yüzden yolu seyretme. Kalk, yürü. Varış’a değil, yürüyüş’e odaklan.

Yürü.
Yaşa.

Sevgiler, sevgili dostum…