3 Ekim 2015 Cumartesi

S/B








İlk bakışta ‘Yin ve Yang’ın bir versiyonu olarak görülebilir bu fotoğraf/resim.

Biraz daha bakınca, bana sert, katı, yoksunluğu peşinen kabul etmiş insan duruşunu hatırlattı nedense… Kapalılığı… Reddi…

Düşünsene, şimdi şu ikisi mıh gibi çakıldıkları yerden biraz kıpırdıyorlar, diğerinin alanına doğru ufaktan başlayarak harekete geçiyorlar…

Yavaş yavaş, grinin tonlarıyla bezenmiş bir ortak alan beliriyor, merkezden başlayarak…
O tonları kâh birinin kâh diğerinin hamlesi, baskın gelmesi oluşturuyor.
Birbirinin içinden geçerek, birbirine dokunarak; bazen biri öbürünü biraz kenara iterek, bazen yol vererek, kendi yarattıkları ve kendilerine has bir ortak alan, yalnız onların bildiği ve yalnızca onların değiştirebileceği...
En dışta, ikisinin de tecavüz etmekten kaçındıkları ‘diğerinin özel alanı’nı bırakarak.

Böylesi, şu ‘yekdiğerine inat’ duruştan daha iyi değil mi?

Kapat gözlerini, hayal et:

Resim şöyle bir dalgalanıyor, bulanıklaşıyor bir an için, sonra bir hareket başlıyor.
Önce siyah, beyaz alana hafif bir çizgi çiziyor… Sonra beyaz, yavaşça siyah alana doğru kayıyor. Geri dönüp kendi alanına çizilen çizginin üzerinden bir de kendisi geçiyor, o iz yumuşuyor. Bir süre böyle karşılıklı hamlelerle her iki alanın da el değmemiş görüntüsü değişmeye başlıyor. Başlangıçta kesik kesik olan bu hareketler, ikisinin de daha önce kendileri için bilinmez olanı yavaş yavaş keşfetmesiyle ritme kavuşuyor, bir düzene giriyor.
Çünkü artık nereye kadar gidebileceklerini de, nerelere hangi güçle dokunabileceklerini, neyi güçlendirip nereye hiç dokunmadan geçmeleri gerektiğini de öğreniyorlar.
Bundan sonrası bir çeşit danstır artık.
Uyumlu adımlarla, birlikte, birbirinin çevresinde dönerek, bir uzaklaşıp bir yaklaşarak, bazen diğerini karşıdan izleyip bazen sarmaş-dolaş olarak sürdürülecek bir dans…
Kenarlardan birine fazlaca yaklaşıp sınırı aşınca elemine olacağını bilen deneyimli dansçıların arzu, dikkat ve özeniyle pistte kalmaya çalışılan bir dans.
Arada mola verilip herkesin kendi alanına çekilerek dinlendiği, sonra yeniden ortak piste dönerek sürdürdükleri bir dans…
Hayatın akışı içinde koşullar gibi müziğin de değiştiği, bir hızlanıp bir yavaşladığı bir tango meselâ.
Meselâ şöyle:


İşte böyle sevgili dostum, hayat böyle.
Grilerin olmadığı yerde yaşam olmuyor. Yalnızca siyah oluyor, bir de yalnızca beyaz.
Grinin çeşit zenginliğinin farkına varıp tadını çıkartmadıkça, onlara dokunup, onlarla oynayıp rengini biraz açıp biraz koyultmadıkça yaşanmış sayılmayacak bir ömürdür o alan sadece, hayat değil…
Müziği ne kadar çok ve ne çeşitlilikte olursa olsun, ona katılıp birlikte dans edilmeyen hayata da hayat demek zor doğrusu.

İşte bu da böyle.

Sevgiler sana…:)